This review may contain spoilers
Geçmişin Gölgesinde Filizlenen Bir Aşk: The Prosecutor’s Proposal
The Prosecutor’s Proposal açıkçası başlarken bu kadar içine çekeceğini düşünmediğim BL’lerden biri oldu. Ben daha çok savcı–araştırmacı ilişkisi, biraz polisiye, araya da romantizm serpiştirilmiş bir şey bekliyordum ama dizi ilerledikçe olayın altından travmalar, geçmişte yaşananlar, cinayetler, saklanan gerçekler derken bambaşka şeyler çıkmaya başladı. Bir yandan “Şimdi bunların arasındaki ilişki ne olacak?” diye beklerken diğer yandan “Bir dakika, bu cinayetin arkasında aslında kim var?” diye teori üretirken buldum kendimi sjdjdj.
Lee Chaeha’ya zaten en başından üzülmemek mümkün değil. Adam resmen kendi işlemediği bir suçun cezasını bütün hayatı boyunca çekmiş. Sırf babası yüzünden “katilin oğlu” damgası yemiş, çocukken zorbalığa uğramış, ailesinin içinde bile şiddet görmüş ve bütün bunlara rağmen bir şekilde hayatını toparlayıp savcılıkta araştırmacı olmayı başarmış. Chaeha’nın en üzücü tarafı da yaşadığı şeyleri o kadar içine atmış olması ki bazen normal davranmaya çalışırken bile aslında ne kadar kırılmış olduğunu hissediyorsunuz. Ben sürekli “Şu çocuğu bir rahat bırakın artık ya 😭” modundaydım.
Sonra Ju Taeseon geliyor… Başlarda klasik soğuk, mesafeli, ne düşündüğünü asla anlayamadığımız karakterlerden biri sandım. Ama Chaeha’yla birlikte çalışmaya başladıktan sonra o duvarların yavaş yavaş çatlamasını izlemek aşırı hoşuma gitti. Özellikle yıllardır peşinde olduğu cinayet davasını araştırırken Chaeha’yı kendi partneri olarak seçmesiyle ikisinin arasındaki dinamik tamamen değişiyor. Çünkü artık sadece aynı yerde çalışan iki insan değiller; birlikte geçmişin içine giriyorlar ve ortaya çıkan her yeni gerçek Chaeha’yı doğrudan etkiliyor.
Bir de Taeseon’un Chaeha’ya karşı korumacı olmaya başladığı anlar var ki… Ben bittim sjdjdj. Adam ağzıyla hiçbir şey söylemese bile hareketlerinden her şey belli oluyor. Chaeha tehlikeye girdiğinde verdiği tepkiler, sürekli onu gözünün önünde tutmaya çalışması, başına bir şey gelmesinden korkması… Bir noktadan sonra “Tamam Taeseon, sen çoktan düştün ama haberin yok galiba” diye izliyorsunuz. 😂
En sevdiğim şeylerden biri de romantizmin hemen başlamamasıydı. İkisi tanıştı, iki bölüm sonra aşık oldular gibi bir durum yok. Önce birbirlerine güvenmeyi öğreniyorlar. Birlikte çalışıyorlar, birbirlerini koruyorlar, tartışıyorlar, geçmişlerini öğreniyorlar ve aralarındaki bağ fark ettirmeden büyüyor. Özellikle bazı bakışmaları var… Yani ortada doğru düzgün romantik bir cümle bile yok ama insan ekrana bakıp “SİZ ŞU AN NE YAPIYORSUNUZ?” diye kalıyor. 😭 Bazen gerçekten bir bakış, on tane öpüşme sahnesinden daha etkili olabiliyor.
Polisiye tarafını da bayağı sevdim çünkü sadece BL olsun diye arka plana rastgele bir cinayet dosyası koymamışlar. O dava Chaeha’nın geçmişiyle bağlantılı hâle geldikçe işler iyice karışıyor. Babası hakkında yıllardır bildiği şeylerin aslında göründüğü kadar basit olmadığını fark etmeye başlıyor ve geçmişte yaşanan olayların parçaları tek tek birleşiyor. Her yeni bilgi geldiğinde benim kafamda başka bir teori oluştu. Bir ara herkesten şüphelenmeye başladım zaten. 😂
Ama dizinin beni en çok etkileyen tarafı Chaeha’nın yaşadığı şeylerin altında yatan o soru oldu: Bir insan gerçekten ailesinin yaptığı şeylerin bedelini ödemek zorunda mı?
Chaeha hayatı boyunca tam olarak bunu yaşamış. İnsanlar ona baktıklarında Lee Chaeha’yı görmemişler; sürekli “o adamın oğlunu” görmüşler. Halbuki çocukken yaşanan hiçbir şeyde onun suçu yok. Buna rağmen bütün hayatını başkasının günahlarının gölgesinde geçirmek zorunda kalmış. Taeseon’un farkı da burada ortaya çıkıyor bence. Çünkü zaman geçtikçe Chaeha’ya geçmişinin bir uzantısıymış gibi değil, gerçekten Chaeha olarak bakmaya başlıyor.
Bence aşklarının güzel tarafı da tam olarak bu.
Taeseon gelip Chaeha’nın bütün yaralarını sihirli bir şekilde iyileştirmiyor. Chaeha da bir anda geçmişini unutup mutlu olmuyor. Ama ilk kez biri onun yanında duruyor. Onu yargılamadan dinliyor, koruyor ve geçmişte kimlerin ne yaptığına bakmadan onu olduğu kişi olarak kabul ediyor. Benim için ilişkilerinin romantik kısmından çok bu tarafı etkileyiciydi.
Sonlara doğru ise olaylar iyice ağırlaşıyor. Cinayet davasıyla ilgili gerçekler ortaya çıktıkça Chaeha’nın bütün hayatı boyunca doğru sandığı şeyler birer birer yıkılıyor. Özellikle babasıyla ve geçmişte yaşananlarla ilgili öğrendikleri gerçekten kolay kaldırılabilecek şeyler değil. Bir insan düşünün; yıllarca belli bir gerçekle yaşamış, kendinden bile utanmış, insanların nefretini taşımış… Sonra bir gün aslında olayların sandığından çok daha farklı olduğunu öğreniyor.
Chaeha’nın o noktadaki hâli beni gerçekten üzdü.
Çünkü gerçeği öğrenmek her zaman insanı rahatlatmıyor. Bazen tam tersine, “Ben bütün bu yılları neden böyle yaşadım?” sorusunu beraberinde getiriyor. Chaeha’da da tam olarak bunu hissettim. Gerçeklerin ortaya çıkması onun için bir yandan özgürleşmek gibi ama diğer yandan kaybettiği yılların geri gelmeyeceğini bilmek çok acı.
Ve Taeseon’un bütün bunların ortasında Chaeha’yı yalnız bırakmaması… İşte beni asıl orada aldılar. 😭
Başlarda duygularını göstermeyen o adamın Chaeha söz konusu olduğunda artık geri duramaması, yanında kalması ve hislerini daha açık göstermeye başlaması çok güzel bir karakter gelişimiydi. İkisinin ilişkisi sonunda “Acaba birbirlerinden hoşlanıyorlar mı?” seviyesinden çıkıp gerçekten birbirlerini seçtikleri bir noktaya geliyor.
Sonu da bence tam bu diziye yakışacak şekildeydi. Her şeyi aşırı pembe bir mutlulukla kapatmak yerine geçmişteki olayların sonuçlarını gösterip karakterlere yeni bir başlangıç veriyor. Cinayet davasındaki gerçeklerin ortaya çıkmasıyla adalet tarafında bir kapanış yaşanırken Chaeha da hayatı boyunca taşıdığı yükten biraz olsun kurtuluyor. En güzeli ise artık bunu tek başına yapmak zorunda olmaması.
Taeseon yanında.
Ben böyle yavaş yavaş gelişen ilişkileri zaten çok seviyorum ama burada polisiye tarafıyla birleşince ayrı bir hoşuma gitti. Sadece “iki yakışıklı adam birbirine aşık oluyor” izlemiyoruz; birbirlerinin en karanlık taraflarını gören, geçmişlerini öğrenen ve bütün bunlardan sonra yine de birbirlerinin yanında kalmayı seçen iki insan izliyoruz.
Bazı bölümlerde “Hadi ama biraz ilerleyin artık 😭” dediğim oldu, yalan söylemeyeceğim. Romantizm konusunda sabırsız biriyseniz ekranı dürtmek isteyebilirsiniz sjdjdj. Ama sonradan düşününce o yavaşlık ilişkilerini daha anlamlı yapmış. Çünkü sonunda birbirlerine yaklaştıklarında bunun nereden geldiğini biliyoruz. O güvenin nasıl oluştuğunu başından beri izledik.
The Prosecutor’s Proposal benim için romantizmden çok güvenmek, geçmişle yüzleşmek ve insanın kendisine ait olmayan bir suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışmasıyla ilgili bir BL oldu. Chaeha’ya sarılmak, Taeseon’a da arada “Kardeşim konuş artık, bakmakla olmuyor” diye bağırmak istedim. 😂 Ama ikisinin arasındaki o sessiz çekimi, korumacı anları ve birlikte geçirdikleri süreçleri gerçekten sevdim.
Hele Taeseon’un Chaeha’ya bakışları…
Arkadaşım, sen savcısın. Biraz profesyonel ol lütfen. Biz her şeyi görüyoruz. 😭😂
Lee Chaeha’ya zaten en başından üzülmemek mümkün değil. Adam resmen kendi işlemediği bir suçun cezasını bütün hayatı boyunca çekmiş. Sırf babası yüzünden “katilin oğlu” damgası yemiş, çocukken zorbalığa uğramış, ailesinin içinde bile şiddet görmüş ve bütün bunlara rağmen bir şekilde hayatını toparlayıp savcılıkta araştırmacı olmayı başarmış. Chaeha’nın en üzücü tarafı da yaşadığı şeyleri o kadar içine atmış olması ki bazen normal davranmaya çalışırken bile aslında ne kadar kırılmış olduğunu hissediyorsunuz. Ben sürekli “Şu çocuğu bir rahat bırakın artık ya 😭” modundaydım.
Sonra Ju Taeseon geliyor… Başlarda klasik soğuk, mesafeli, ne düşündüğünü asla anlayamadığımız karakterlerden biri sandım. Ama Chaeha’yla birlikte çalışmaya başladıktan sonra o duvarların yavaş yavaş çatlamasını izlemek aşırı hoşuma gitti. Özellikle yıllardır peşinde olduğu cinayet davasını araştırırken Chaeha’yı kendi partneri olarak seçmesiyle ikisinin arasındaki dinamik tamamen değişiyor. Çünkü artık sadece aynı yerde çalışan iki insan değiller; birlikte geçmişin içine giriyorlar ve ortaya çıkan her yeni gerçek Chaeha’yı doğrudan etkiliyor.
Bir de Taeseon’un Chaeha’ya karşı korumacı olmaya başladığı anlar var ki… Ben bittim sjdjdj. Adam ağzıyla hiçbir şey söylemese bile hareketlerinden her şey belli oluyor. Chaeha tehlikeye girdiğinde verdiği tepkiler, sürekli onu gözünün önünde tutmaya çalışması, başına bir şey gelmesinden korkması… Bir noktadan sonra “Tamam Taeseon, sen çoktan düştün ama haberin yok galiba” diye izliyorsunuz. 😂
En sevdiğim şeylerden biri de romantizmin hemen başlamamasıydı. İkisi tanıştı, iki bölüm sonra aşık oldular gibi bir durum yok. Önce birbirlerine güvenmeyi öğreniyorlar. Birlikte çalışıyorlar, birbirlerini koruyorlar, tartışıyorlar, geçmişlerini öğreniyorlar ve aralarındaki bağ fark ettirmeden büyüyor. Özellikle bazı bakışmaları var… Yani ortada doğru düzgün romantik bir cümle bile yok ama insan ekrana bakıp “SİZ ŞU AN NE YAPIYORSUNUZ?” diye kalıyor. 😭 Bazen gerçekten bir bakış, on tane öpüşme sahnesinden daha etkili olabiliyor.
Polisiye tarafını da bayağı sevdim çünkü sadece BL olsun diye arka plana rastgele bir cinayet dosyası koymamışlar. O dava Chaeha’nın geçmişiyle bağlantılı hâle geldikçe işler iyice karışıyor. Babası hakkında yıllardır bildiği şeylerin aslında göründüğü kadar basit olmadığını fark etmeye başlıyor ve geçmişte yaşanan olayların parçaları tek tek birleşiyor. Her yeni bilgi geldiğinde benim kafamda başka bir teori oluştu. Bir ara herkesten şüphelenmeye başladım zaten. 😂
Ama dizinin beni en çok etkileyen tarafı Chaeha’nın yaşadığı şeylerin altında yatan o soru oldu: Bir insan gerçekten ailesinin yaptığı şeylerin bedelini ödemek zorunda mı?
Chaeha hayatı boyunca tam olarak bunu yaşamış. İnsanlar ona baktıklarında Lee Chaeha’yı görmemişler; sürekli “o adamın oğlunu” görmüşler. Halbuki çocukken yaşanan hiçbir şeyde onun suçu yok. Buna rağmen bütün hayatını başkasının günahlarının gölgesinde geçirmek zorunda kalmış. Taeseon’un farkı da burada ortaya çıkıyor bence. Çünkü zaman geçtikçe Chaeha’ya geçmişinin bir uzantısıymış gibi değil, gerçekten Chaeha olarak bakmaya başlıyor.
Bence aşklarının güzel tarafı da tam olarak bu.
Taeseon gelip Chaeha’nın bütün yaralarını sihirli bir şekilde iyileştirmiyor. Chaeha da bir anda geçmişini unutup mutlu olmuyor. Ama ilk kez biri onun yanında duruyor. Onu yargılamadan dinliyor, koruyor ve geçmişte kimlerin ne yaptığına bakmadan onu olduğu kişi olarak kabul ediyor. Benim için ilişkilerinin romantik kısmından çok bu tarafı etkileyiciydi.
Sonlara doğru ise olaylar iyice ağırlaşıyor. Cinayet davasıyla ilgili gerçekler ortaya çıktıkça Chaeha’nın bütün hayatı boyunca doğru sandığı şeyler birer birer yıkılıyor. Özellikle babasıyla ve geçmişte yaşananlarla ilgili öğrendikleri gerçekten kolay kaldırılabilecek şeyler değil. Bir insan düşünün; yıllarca belli bir gerçekle yaşamış, kendinden bile utanmış, insanların nefretini taşımış… Sonra bir gün aslında olayların sandığından çok daha farklı olduğunu öğreniyor.
Chaeha’nın o noktadaki hâli beni gerçekten üzdü.
Çünkü gerçeği öğrenmek her zaman insanı rahatlatmıyor. Bazen tam tersine, “Ben bütün bu yılları neden böyle yaşadım?” sorusunu beraberinde getiriyor. Chaeha’da da tam olarak bunu hissettim. Gerçeklerin ortaya çıkması onun için bir yandan özgürleşmek gibi ama diğer yandan kaybettiği yılların geri gelmeyeceğini bilmek çok acı.
Ve Taeseon’un bütün bunların ortasında Chaeha’yı yalnız bırakmaması… İşte beni asıl orada aldılar. 😭
Başlarda duygularını göstermeyen o adamın Chaeha söz konusu olduğunda artık geri duramaması, yanında kalması ve hislerini daha açık göstermeye başlaması çok güzel bir karakter gelişimiydi. İkisinin ilişkisi sonunda “Acaba birbirlerinden hoşlanıyorlar mı?” seviyesinden çıkıp gerçekten birbirlerini seçtikleri bir noktaya geliyor.
Sonu da bence tam bu diziye yakışacak şekildeydi. Her şeyi aşırı pembe bir mutlulukla kapatmak yerine geçmişteki olayların sonuçlarını gösterip karakterlere yeni bir başlangıç veriyor. Cinayet davasındaki gerçeklerin ortaya çıkmasıyla adalet tarafında bir kapanış yaşanırken Chaeha da hayatı boyunca taşıdığı yükten biraz olsun kurtuluyor. En güzeli ise artık bunu tek başına yapmak zorunda olmaması.
Taeseon yanında.
Ben böyle yavaş yavaş gelişen ilişkileri zaten çok seviyorum ama burada polisiye tarafıyla birleşince ayrı bir hoşuma gitti. Sadece “iki yakışıklı adam birbirine aşık oluyor” izlemiyoruz; birbirlerinin en karanlık taraflarını gören, geçmişlerini öğrenen ve bütün bunlardan sonra yine de birbirlerinin yanında kalmayı seçen iki insan izliyoruz.
Bazı bölümlerde “Hadi ama biraz ilerleyin artık 😭” dediğim oldu, yalan söylemeyeceğim. Romantizm konusunda sabırsız biriyseniz ekranı dürtmek isteyebilirsiniz sjdjdj. Ama sonradan düşününce o yavaşlık ilişkilerini daha anlamlı yapmış. Çünkü sonunda birbirlerine yaklaştıklarında bunun nereden geldiğini biliyoruz. O güvenin nasıl oluştuğunu başından beri izledik.
The Prosecutor’s Proposal benim için romantizmden çok güvenmek, geçmişle yüzleşmek ve insanın kendisine ait olmayan bir suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışmasıyla ilgili bir BL oldu. Chaeha’ya sarılmak, Taeseon’a da arada “Kardeşim konuş artık, bakmakla olmuyor” diye bağırmak istedim. 😂 Ama ikisinin arasındaki o sessiz çekimi, korumacı anları ve birlikte geçirdikleri süreçleri gerçekten sevdim.
Hele Taeseon’un Chaeha’ya bakışları…
Arkadaşım, sen savcısın. Biraz profesyonel ol lütfen. Biz her şeyi görüyoruz. 😭😂
Was this review helpful to you?


