This review may contain spoilers
Kendi Hayatının Seyircisi: Desert of Namibia
Bu filmde Kana’yı izlerken sürekli “Bu kız ne yapıyor?” diye düşündüm ama garip bir şekilde onu tamamen yargılayamadım. 21 yaşında, epilasyon salonunda çalışan, hayatıyla ilgili hiçbir hedefi yokmuş gibi yaşayan ve ne istediğini kendisi de bilmeyen biri. Honda’yla birlikte yaşıyor ama bir yandan Hayashi’yle görüşmeye başlıyor ve sonunda Honda’yı bırakıp Hayashi’ye yöneliyor. Yani daha baştan ilişkiler konusunda ortalık karışık. Kana’nın asıl problemi bence hangi erkeği sevdiğinden çok kendisinden bile ne istediğini bilmemesi. Honda ona iyi davransa da bundan sıkılıyor; Hayashi başlangıçta daha heyecan verici geliyor ama onunla yaşamaya başladığında bu ilişki de kısa sürede kavga, öfke ve fiziksel şiddete dönüşüyor. Kana’nın bir anda parlayıp sonra hiçbir şey olmamış gibi davranması özellikle rahatsız edici. Ama film de zaten onu “haklı” göstermeye çalışmıyor.En ilginç tarafı Kana’nın bazen gerçekten dayanılmaz biri olması. Aldatıyor, karşısındakileri kırıyor, arkadaşlarının derdini doğru düzgün dinlemiyor, öfkesini kontrol edemiyor… Ama sonra yalnız kaldığı anlarda o umursamaz tavrın altında aslında ne kadar boşlukta olduğunu görüyorsun. Film bana “Kana kötü biri mi?” sorusundan çok “Kana neden hiçbir şeye bağlanamıyor?” sorusunu sordurdu. Hayashi ile kavgalarının giderek neredeyse rutinleşmesi de çok çarpıcıydı. Başta korkunç ve ciddi görünen çatışmalar zamanla o kadar tekrar ediyor ki ikisi de aynı döngünün içinde sıkışmış gibi oluyor. Yönetmen Yoko Yamanaka da bu şiddeti Kana’nın kendisini ifade edemediği yerde kullandığı bir çeşit “dil” olarak ele alıyor. Bir de filmin ortalarında ve özellikle sonlara doğru gerçekçilik iyice kırılıyor. Kana’nın koşu bandında koşarken kendi hayatını telefondan izlediği sahne mesela… Bana göre filmin bütün meselesini özetliyor: Kana kendi hayatının içinde ama aynı zamanda kendi hayatına dışarıdan bakan biri gibi. Yaşıyor ama gerçekten katılmıyor; sevgili değiştiriyor, çalışıyor, içiyor, kavga ediyor ama hiçbir şey içindeki boşluğu doldurmuyor. Filmin sonunda da klasik anlamda “Kana düzeldi, artık her şey yolunda” gibi rahatlatıcı bir dönüşüm yok. Bence zaten filmin güzelliği burada. Kana’nın hayatını çözüme ulaştırmak yerine onu hâlâ arayışta bırakıyor. Namibya çölü de benim için tam olarak Kana’nın iç dünyası: dışarıdan uçsuz bucaksız bir özgürlük gibi görünen ama içinde yönünü bulmanın inanılmaz zor olduğu bir alan. Yuumi Kawai ise filmi resmen sırtlıyor. Kana’yı sevmek zor ama izlememek de zor. Bir sahnede sinir oluyorsun, diğerinde üzülüyorsun, sonra tekrar “kızım sen ne yapıyorsun?” noktasına geliyorsun. 😭 Film bana göre romantik ilişkilerden çok 21 yaşında olup önünde bütün hayat varmış gibi görünmesine rağmen hiçbir yere ait hissedemeyen bir kadının boşluğunu anlatıyor. O yüzden de biraz yorucu, biraz sinir bozucu ama bittikten sonra insanın kafasında kalan filmlerden.
Was this review helpful to you?


